Pandemi günlerinde karantinanın da etkisiyle kadınlardaki fiziksel ve zihinsel yorgunluk -iyice- göz önüne çıkmaya başladı. Kimi açık açık sürekli bir şeyler yapıyor olmaktan dolayı yorgunluğunu ifade etse de kimi sadece sürekli yaptığı o ‘şeyleri’ anlatarak arkasındaki yorgunluğu tahmin edebilmenizi sağlıyor. Ekmekler, yoğurtlar evde yapılmaya başlandı. Okul çağında çocukları olanlar, onların okulu evden yürütebilmesine destek olmaya ve belki de çocuklarının öğrenim aşamasında bu kadar aktif olmaya başladılar. Çalışanların bir kısmı işi eve taşıdılar ve tüm bu hengamenin içinde bir de iş yaşamını yürütmeye çalışıyor. Durum böyleyken zaten normal şartlarda da kendini pek öncelemeyen kadınlar ne durumda görmek istedim.

İnstagram hesabımda anketler düzenlemeyi çok seviyorum. Yaklaşık üç yüz kişi de benimle birlikte bu anketleri izlemeyi seviyor ve düzenli katılım gösteriyor. (Buraya sevgi ve minnet ifadeleri eklemek istiyorum zira bu ekip yazdıklarımı ve düşüncelerimi yorumlayarak farklı açılardan üzerinde düşünmeme de yardımcı oluyor. İtiraf etmem gerekirse sosyal medya hesabımı kapatmama nedenim olabilirler.)

Dün de ‘Hayatımda sadece kendim için yaptığım …. var’ Boşluğu doldurun. Şeklinde bir anket düzenledim. Aslında insanların bir cevap vermesini beklemiyordum bunu yaparken. Bazı soruları cevaplamak kolay değil çünkü. Amacım yalnızca ne yazacaklarını düşünürken böyle bir şeyin olup olmadığını görmeleriydi. Tahmin etmediğim bir katılım oldu ankete. Boşanmaktan kitap okumaya, yeniden üniversiteye başlamaktan dans etmeye uzanan genişçe bir yelpazede, kimi çok uçta kimi çok sıradan ama yalnızca kendileri için hayatlarında olan şeyleri yazdı kadınlar. Kendileri için yaptıkları pek çok şey olduğunu düşünenler de vardı, hiçbir şey olmadığını düşünenler de. Üç kişi de ‘hiç düşünmemiştim’ demiş. (Umarım yalnızca yazan üç kişidir düşünen değil.) Benim sadece kendim için yaptığım bir sürü şey var. Okumak (öğrenci olmak anlamında da kitap okumak anlamında da) bunların içinde en önceye koyduğum fakat yoga yapmak için sahip olduğum matımın kapladığı alandan canım istediğinde hayatımın yorulduğum kısmını durdurup her şeyi bir süreliğine de olsa bırakabilme şansına sahip olduğum özgürlüğe kadar çok geniş bir oksijen alanım var. Sık sık bunlar olmasaydı ne yapardım diye düşünüyorum Karantina günlerinde daha fazla düşünür oldum. ‘Dur, benim biraz nefese ihtiyacım var’ demeyi öğrettiğim bir zihnim ve bunu söylediğimde beni anlayan, alan açan sevgilim olmasaydı, ne olurdu. Sanırım böyle bir hayata katlanamazdım. Ya çok mutsuz olurdum ya da değiştirmek için ne gerekiyorsa yapardım.

Oksijen Maskesini Önce Kendinize Sonra Çocuklarınıza Takınız.

Bu klişeyi artık duymayan yoktur. Tekrar yazdığım için özür diliyorum ancak durumu bundan daha iyi anlatan bir örnek de bulunamadı. Büyük çoğunluğumuz çocuklarımız (evimiz/ ailemiz) için kendimizi feda ettiğimizde iyi bir anne olacağımıza inandırılarak büyüdük. Halbuki durumun böyle olmadığı ortada. Zira yine büyük çoğunluğumuz sürekli söylenen ve hayatından mutsuz annelerle büyüdük. Mola alanlarınız/ zamanlarınız olmazsa yolculuk sizi yorar. Sinirlerinizi ve bedeninizi yıpratır. Ebeveynlik bir kez yola çıktığınızda artık geriye dönemeyeceğiniz çok yorucu bir yolculuk. Mola alanlarınızı bu yolculuğa çıkmadan çok önce hazırlamanız gerekli. Bir hobi edinmek ve bunu ebeveynliğiniz içerisinde de sürdürmek -tamam ilk yıl size yüzde yüz muhtaç bir canlıyla tuvalete gitmek bile hobi sayılabiliyor biliyorum- size bu yolculuk sırasında çok yardımcı olacaktır. Ben bunu çok geç fark ettim. Kendimi yüzde yüz Ada’ya adadığım -neyse ki Ada çok sakin bir bebekti ve talepkar değildi- dönemlerde bilmeyi çok isterdim. Sonra sonra kendime bakmayı öğrendiğim dönemde çılgın bebeğim Deniz dünyaya geldi ve -iyi ki- ben o esnada mola almayı öğrenmiştim.

Kendiniz iyi olmadığınız sürece birine iyi gelmeniz mümkün değil. Bu bir bebek de olsa – ki asıl onlara çünkü onlar televizyonun altındaki yayın kutusu gibi kendilerine gelen frekansları anlamlandırma konusunda çok başarılılar-

Eğer şimdiye kadar düşünmediyseniz durup şimdi düşünün istiyorum. Sadece size iyi geldiği için yaptığınız ne var. Issız bir adaya düştüğünüzü,çevrenizde sizi yargılayacak, yadırgayacak kimsenin olmadığını düşünün. Orada geçireceğiniz yalnızca bir haftada ne olursa mutsuz olmaz, kendinizi iyi hisseder ve denizin ortasındaki o birkaç metrekareye katlanabilirdiniz?

Yine bir kitap önerisiyle bitireyim zira kitabın ismi de bu yazıyı bitirmek için çok şık bir soru olacak: Korkmasaydın, ne yapardın? (Bahar Eriş)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s