Geçtiğimiz günlerde Bakara Suresi* ile ilgili bir kitap okurken bir ayette ‘Ey inananlar, beni güt demeyin, beni gözet deyin‘ şeklinde bir cümleye rastladım. Suredeki bağlamından bağımsız olarak da üzerinde epeyce düşündürdü bu cümle beni.

Gütmek kelime anlamı olarak malum, genellikle hayvanlar için kullanılıyor. Bir sürüyü otlağa doğru -bazen sopa marifetiyle- yönlendirmek, hayvanlar beslenirken gelebilecek tehlikelerden korumak ve tekrar barınaklarına götürmek şeklinde çobanlığın işlevini anlatan bir kelime. Sürüyü tamamen edilgen, düşünceden mahrum ve kendi yolunu, gelecek tehlikeleri bilemeyecek kadar zekadan uzak bir konuma getiriyor.

Gözetmek ise özen göstererek koruyup kollamak, bakmak, diğerlerinden ayrı tutmak gibi anlamlara gelen, içinde sevgi ve saygı barındıran bir kelime. Hem davranışın kendisinde hem de muhatabında bir etkinlik söz konusu. Yani gözetilen kişi ne yaparsa yapsın müdahale etmeksizin yalnızca izlemek ve kendisine zarar vermek ihtimali konusunda bilgilendirmek, uyarmak anlamıyla gözetilen kişinin bir düşünce ve davranış sahibi olduğunu anlatıyor.

Güdüyor muyum, seviyor muyum?

İlişkilerimiz içerisinde, sevdiğimiz kişiyi kendimizce korumak isterken -çocuğumuz da olsa partnerimiz de olsa- bir süre sonra davranışımızın gütmeye kayması, gütme ve gözetme kavramları içerisinde bulunan koruma isteği ilgili sanıyorum. Oysaki gütmek edilgenliğe gözetmek ise etkenliğe yönlendiriyor. Güdülen nesnenin yol üzerine düşünmesine gerek yoktur. Aynı şekilde davranış üzerinde düşünmesine de. Ne yapması gerektiği ve nasıl yapacağı kendisine söylenir. Sınırları çizilir. Dışına çıkması zorlama marifeti ile de olsa engellenir. Böylece fiziksel olarak güvende kalır. Zihinsel olaraksa budanır. Gözetmede ise yolunu – ve davranışını- seçme ve sonuçlarına katlanma vardır.

Bir çocuk kitabı* ile ilgili yazdığım incelemede ‘ebeveynliğin yapma düşersin demek değil dene, düşersen ben buradayım, demek olduğunu anlattığını‘ yazmıştım. Bu cümle çok sevildi. Sanırım, aslında yapmak istediğimiz ebeveynliğin içeriğinde gözetmek var. Yaptığımız ebeveynlikse bir süre sonra ‘yaparsan gününü görürsün’e dönüşüyor yani gütmeye. Sonuçta çocuk cezadan korktuğu için davranşlarını şekillendiriyor. Davranış üzerine düşündüğü ya da yaşayıp sonucuna katlanmak zorunda kaldığı için değil. Sıklıkla sağa sola yazdığım bir söz var; Çocukları gidecekleri yere kucağınızda götürürseniz yol hikayeleri olmaz. Yol hikayeleri önemlidir oysa. İnsanı olduğu kişi yapan bu hikayelerdir. Yolu siz açar, o yolda değnek marifeti ile ya da kucağınızda taşıyarak ilerlemesini sağlar ve yolun götürdüğü değil de sizin belirlediğiniz noktaya ulaştırırsanız bu sizin hikayeniz olur. Onun değil.

Aynı şey partnerlik ilişkileri için de söz konusu. Sürekli kontrol altında tutarak ilişki içerisinde tuttuğunuz kişinin, gerçekten ilişkide kalıp kalmak istemediğini ve yanında olmayı seçtiği kişinin siz olup olmadığınızı asla bilemezsiniz. İki yetişkin insanın ilişkisi içerisinde gözetmek; zarar görmesini istememek adına varlığı kabul edilebilir bir davranışken gütme davranışı kabul edilemez. Bir yetişkin insan diğerinin ne giydiğine, nereye gittiğine ve kiminle görüştüğüne dair kurallar koyuyorsa ve zorbalık marifetiyle (ya da manipülasyon yoluyla) bu kuralları uygulamasına çabalıyorsa bu partner şiddetidir. Sağlıklı ilişkide ise şiddetin hiçbir türü kabul edilemez.

Yol Hikayesi Olan, Kendi Yolundan Gidendir.

Çocuk Gelişimi eğitimi aldığım dönemde dersimize giren ve kendisi bir büyükanne olan hocamız, kendi çocuğunu yetiştirirken yaptığı hataları kızının da çocuğuna yaptığını gördükçe ilişkilerine karışmamak için yumruklarını ısırdığını anlatmıştı. Siz olsanız ne yaparsınız, diye sorduğunda sınıfta yoğun bir tartışma yaşanmıştı. Hatırı sayılır çoğunluk karışacağını, karışılması gerektiğini söylerken bir kısmımız da uyarmak ya da önermek dışında bir şey yapılmaması -başının etini yemek, söylediği yapılsın diye manipüle etmek vs- gerektiğini savunmuştu. Bir süre sınıfı izledikten sonra hocamız sakince ‘o zaman o kızımın anneliği olmazdı, benim anneliğim olurdu’ dedi. O an yaşadığım ‘aydınlanmayı’ hiç unutmuyorum. Benim bu ilişkiye karışmamayı savunma nedenim genelde insanların davranışlarına müdahale etme alışkanlığım olmamasıydı. Herkesin kendi aklını kullanmasına dair (sapere aude!) inancım ve her ilişkinin kendi bağlamında değerlendirilmesine dair inancım sabit olmakla birlikte hocamın ‘kendi yolculuğuna müsaade etmek’ fikri bir yapbozun parçası gibi gelip zihnimdeki yerine oturdu.

Bir kitapta mı okudum* yoksa bir yerden mi duydum çok emin olamadığım bir önerme der ki ‘insan sevdiğini koruduğunu zannederken aslında kendini acı çekmekten korur‘ Bu önermenin ışığında ilişkilere baktığımızda en kısıtlayıcı insanların en kendisiyle meşgul insanlar olması, en fedakar insanların en takdir edilmeye ihtiyaç duyan insanlar olması açıklanabilir hale geliyor. Tutmak değil de bırakmak daha zorlayıcı olduğu için. Gözetmek değil de gütmek daha kolay olduğu için. Ve elbette yolu yürümesine müsaade etmek yerine kucağında taşımak daha fazla takdirle karşılandığı için.

İlişkilerde kişinin olabileceği insan olmasına müsaade etmek, yolunu onun adına yürümemek ya da kendi hedefinize varmaya yönlendirmemek. Zor olsa da gözetmenin görevi yalnızca budur. Diğeri çobanın görevidir. Gütmeyip gözetmek, güdülmeye itiraz edip gözetilmeye müsaade etmek. Kendi yolunu bulmak. Kendi yolunu bulmasına müsaade etmek. Orada olmak. Ama orada olduğu için bedel istememek. Orada olmak ama yalnızca ihtiyaç duyulduğunda varlığını göstermek. Orada olmak. Orada olduğunun bilinmesinin güvencesiyle yürünen yolu izlemek. Sadece izlemek. Seni gütmeyeceğim. Seni gözeteceğim. Bence bu korkulan biri olmak yerine güvenilen biri olmak isteyen herkesin seçeceği bir yol. Beni gütme. Beni gözet. Bu da korkmak yerine saygı duymak isteyen birinin en haklı talebi.

*Bakara Suresi Kur’an’da yer alan , Kur’an’ın en uzun suresidir. Kitap: Abdülaziz Bayındır – Kur’an-ı Kerim Tükçe Meal Serisi 1- Bakara Su
* Bahsi geçen çocuk kitabı ‘Aferin Küçük Ayı’
* Bu cümle Boris Vian’ın Yürek Söken kitabından olabilir diye düşünüyorum. Ya da bu kitapla ilgili yazdığım onlarca yazıdan birinde ben bile yazmış olabilirim. Hiç emin değilim. Bu arada dipnota dipnot: Bu kitabı okumadıysanız okuyun.
Sapere Aude: Kant’ın ünlü ‘aklını kullanmaya cesaret et’ deyişi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s