Bugün için farklı bir yazı vardı aklımda fakat bunun yerine dünkü yazıyla ilgili bir mesaj paylaşmak istedim.

Kırklı yaşlarının sonlarına yaklaştığını söyleyen ve neden yazma ihtiyacı duyduğunu kendisi de bilmeyen E. iyi bir firmanın finans bölümünde çalışıyormuş. Tabii eskiden. Otuzları bitmek üzereyken evlenmiş. Evlenir evlenmez de tüp bebek yöntemi ile ikiz bebeklerine hamile kalmış. ‘Şimdi kendime itiraf edebiliyorum ki zaten anne olmak için evlenmişim,’ diyor. ‘Finanstaysanız, geç saatlere kadar çalışmanız, bilanço çıkartmanız, bütçe hazırlamanız, bitmeyen toplantılar yapmanız gerekir. Kocamla konuştuk ve iki bebekle bu işin yürümeyeceğine karar verdik. Bir süreliğine işe ara verdim. Kendimi bildim bileli çalışıyordum. Öğlene kadar uyumak, hamileliğin de rahatlığıyla görüntüme takılmamak, akşama kadar kocamın pijamalarıyla o koltuktan kalkıp bu koltuğa yatmak o kadar rahat geldi ki doğurup işe dönmek kabus gibi gelmeye başladı. Bebekler doğduktan sonra işe dönmeye hevesli gibi davrandım ama aslında hiç istemiyordum. Hep bir bahane buldum. Dün yazınızı okurken kendimi gördüm sanki.

Evlenince Çalışacak Mısın?

Kadınların çoğu zorluklara katlanmak için, yoğun ve stresli şartlar altında çalışmak için, para kazanmak için motive edilerek büyütülmez. Seçeceği mesleğin kendisini geçindirmeye yetip yetmeyeceği onunla tartışılmaz. ‘Nasılsa evlenecek, ona bakacak bir kocası olacak, çalışsa bile aldığı maaşla ev geçindirmesi gerekmeyecek‘ olduğundan mesleği konusunda yapılan telkinlerin büyük kısmı ‘kadınlar için rahat’ olacağı düşünülen, ‘hafif’ ve mesai saatleri müsait meslekler olur. Kadının mesleği ne olursa olsun maaşı ikincil maaş, evin geçimine ‘katkı’ sağlayan para olarak görülür. Kocasından fazla kazanıyor olması bile önemli değildir hatta. Tutarından bağımsız olarak kadının kazandığı para, ek kazançtır. Dolayısıyla kadının çalışmasının kolaylıkla gözden çıkartılabilir olmasına çanak tutan da budur. Hem kadın için hem erkek için. Bu nedenle evlenmek üzere olan ‘çalışan kadın’ en sık ‘evlenince çalışacak mısın,’ sorusunu duyar. Ve aslında içten içe bunu kendisi de merak eder; ‘çalışmama izin verecek misin?’

Erkeğin İzin Verdiği Kadar Feminizm

İkinci Meşrutiyet Döneminde ancak gün yüzüne çıkabilen kadınlar ve bu dönemde benim Türkiye Tipi Feminizm adını verdiğim bir dönem var. Batılılaşma ile çocuğun ve çocuğu büyüten olarak kadının değerinin artmaya başladığı bu dönemin feminizmi komik bir biçimde erkekler tarafından inşaa edilmiştir. (Halbuki çok öncesinde de Osmanlı’da kadınlar haklarını almak için çırpınmaktadır) Mesela ilk kadın dernekleri, siyasi partilerin kadın kolları, kadın dergileri ve gazeteleri erkekler tarafından kurulmuştur. Bunun nedeni kadınların bunu yapamayacak olması değildir elbette. Ya da gerek görmemeleri değildir. Fırsat verilmemesidir. (Çoğu kadın erkek ismi ile bu dergi ve gazetelerde yazmıştır mesela. Yani söyleyecek sözleri vardır ama kadın olarak ciddiye alınmayacaklarının farkındadırlar.) İşte bu dönemde ilk kez kadının eğitimi ve çalışması desteklenmeye başlanır toplum tarafından. Hatta Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi isminde bir cemiyet bile kurulur. Ama bunun tek bir nedeni vardır. Kadının aileyi (erkeği ve yetiştireceği çocuğu) yücelteceği düşüncesi. Kadın kendisi için değil kocası ve çocuğu için eğitim almakta ve onlar için çalışmaktadır. Bu esnada sık sık önceliğinin anneliği olduğu ve evin dışındaki işlerinin asıl sorumluluklarını aksatmaması gerektiği kendisine hatırlatılır.(O dönemde de buna itiraz eden kadınlar vardır tabii ki ancak sesleri duyulmaz) İşte, ancak on dokuzuncu yüzyılda evinden dışarıya çıkabilen kadının emeğinin, o zamandan beri gerçek bir değeri yoktur toplumun gözünde. Ve kadın bunu bilerek, göze alarak seçer mesleğini. Asli görevinin evin içinde olduğunu örtülü bir biçimde bilerek. Bir gün bırakacağının örtülü bir biçimde bilincinde olarak.

İşte bu ‘örtülü mesajlar‘ kurtulmamız gereken ilk şey olabilir. Bu mesajlardan kurtulmadığımız sürece zihnen erkeğin kadına bakmak zorunda olduğu, kadının çalışmak zorunda olmadığı gibi gizli/açık önyargılarımızdan kurtulmamız mümkün değil.

Çalışmanın ‘bakmak’ meselesi değil üretmek meselesi olduğunun, insanın kendini gerçekleştirebilmek için üretmesi gerektiğinin ve kendini gerçekleştiremeyen insanın doyuma ulaşamayacağının farkında olmamız gerek.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s