Feminizm, mücadelesinin karşısına ‘erkeği’ koyduğunda ya da feminizm tanımı dönüp dolaşıp bir şekilde buna indirgendiğinde kaybetti.

Kendini anlatabilmek için kısıtlı imkanlara sahip olan ve yanlış anlamaya, çarpıtmaya son derece gönüllü bir dünya düzenindeki inşaa çabasının varacağı noktanın bu olması çok da şaşırtıcı gelmiyor elbette. Ancak hepimizin bir şekilde yazar olabildiği ve düşüncelerini dört bir koldan yazabildiği şu dönemlerde yanlış anlaşılmaları düzeltmek yerine yeni ve çok daha karmaşık kavramlar icad etmek, kutuplaşmalara sebebiyet verecek farklı söylemler bulmaya çalışmak, kendi ‘izm’ine uygun görmediklerine kapıyı göstermek, bu konuda yazılmış yüzlerce kitabı okumaya gönlü zaten olmayan ve sosyal medyadan öğrendikleriyle feminizmi savunmaya çalışan yeni model genç ve çabuk yıkılabilir zihinler yaratmaktan başka bir işe de yaramıyor.  Gençlerin hatırı sayılır bir kısmı feminizmin erkeklerle savaşmak olduğunu düşünüyor hala. Twitterda beş dakika geçirdiğinizde neyi neden savunduğu üzerine düşünmeye dahi gerek görmemiş şekilcilikten öteye geçemeyen yorumlar üreten onlarca insanla karşılaşabilirsiniz. Okuduğum bir kitaptan aklımda kalan ve hemen her zaman söylediğim, yazdığım bir benzetme var bununla ilgili; Sorununuz bataklıksa sinekleri öldürerek onu kurutamazsınız. (Erkekler çok üzgünüm bu benzetme için) Sorunun eşitsizlik olduğunun çoktan unutulduğu bir devirde sorunun erkekler değil erkekleri yücelten düşünce yapısı olduğunu ve bu ‘bataklığın’ hala kadınları yutmaya devam ettiğini anlatabilecek daha iyi bir benzetme bulamıyorum. Bu bataklığı besleyenler yalnızca erkekler de değil üstelik.

Pozitif ayrımcılık tanımını ilk duyduğumda beni epeyce huzursuz etmişti. Bir biçimde bu tanımı ve ima ettiği şeyi kabullenememiştim ancak nedenini kendime bile tam olarak açıklayamadığım için ‘pozitif de olsa ayrımcılık ayrımcılıktır’ şeklindeki kısır açıklamaya takılıp kalmıştım. Sonrasında fark ettim ki pozitif ayrımcılığın kapsayıcılığı, tüm kadınlara kucak açma hali otomatik olarak mücadelenin pusulasını erkeklere çeviriyor ve ataerkil düşünce yapısını taşıyan kadınlar barış alanında kalıyor.

ERK nedir ERKEK nedir?

Ataerkil sistem nedir önce onu tanımlamak gerek sanırım. Erkek cinsiyetinden ayrı olan nedir, içinde ‘erk’ geçtiği için erkeklerle bir tutulan bu kelimenin arkasında yaşayan zihniyet nedir?

Erk etimolojik olarak ermek kelimesinden türemiş, yüceliği çağrıştıran güç, kuvvet, otorite anlamlarına gelen bir kelime. Çok eşliliğin yaygın olduğu dönemlerde çocuğun soyunu takip edebilmenin tek yolu anne soyuydu. Bu dönemde hem -üremenin cinsellikle ilgisi kavranamadığından- kadının doğurma özelliği nedeniyle yaratıcı olarak görülmesi hem de doğuranın bilinmesinin soyu takip etmenin tek yolu olması nedeniyle anasoylu dönem, anaerkil dönem olarak anılır mesela. Sonrasında tek eşliliğin kural haline getirilmesi (elbette yalnızca kadın için) ve böylece erkek soyunun takip edilmesi ile ataerki başlar. Ataerkil sistemde erkeğin kendi soyunu takip edebilmesi için kadının cinselliğini ve doğurganlığını kontrol altında tutması gereklidir. Henüz soyismi ve soy kütüğü gibi kavramların olmadığı zamanlara dayanan bu düşüncenin hala tazeliğini koruyor olması çok ilginç gerçekten.

Ataerkil dönem, kadının emeğinin, cinselliğinin, bedeninin, doğurganlığının denetlendiği bir toplumsal sistem yaratmıştır. İşte bu sistem Ataerkil sistemdir ve bunu devam etttiren zihniyetin erkek cinsiyeti taşıması gerekmez.

Biyolojik olarak erkek doğmuş olmak bir erkeği ataerkil sistemde ayrıcalıklı yapar ancak bunun için bir erkek suçlanamaz. Suçlanması gerken küçük bir kız bebekten bağımlı bir kadın yaratmaya çalışan ataerkil düşünce yapısıdır ve yine bir kitaptan hatırladığım bir cümle; en büyük ataerkil baskının anneden kızına oldunu söyler.

Sırf kız çocuğu olarak doğduğu için kendisinden beklenenler ve kendisine verilenler farklı olan, büyüdükçe kendini bu beklentiye ve alabildiklerine göre şekillendiren kadın, kaçınılmaz şekilde bağımlı olduğuna inanarak ve daha doğuştan haksızlığa uğramış bir gruba mensup olarak yetişir. İşte feminizm kadınların sırf kadın oldukları için maruz kaldıkları tüm bu baskı ve kısıtlamalarla savaşır. Erkeklerle değil.

Kadından Kadına Ataerkil Şiddet

(Yanılmıyorsam) Bell Hooks, bir kitabında feminizmin önce kadınlar arasındaki sınıf ayrımını bitirmekle işe başlaması gerektiğini söyler. (Bu ifadeyi başka bir kitaptan okumuş olabilirim yanılıyorsam düzeltin lütfen) Ben de görüyor, katılıyor ve ekliyorum; sınıf ayrımına bile gelmeden önce başka ayrımlardan kurtulmamız gerekiyor.

Öncelikli olarak kız çocuğu büyütme meselesinden başlamak gerek sanırım. Ben büyürken annemden en çok duyduğum cümle beni ‘alanın’ iki gün sonra geri getireceğiydi. Çünkü evişleri konusunda tam bir beceriksizdim. Hala çok becerikli sayılmam (ancak yirminci yılına yürüyen bir evliliğim var. ) Kız çocuğunun ‘iyi bir temizlikçi, iyi bir aşçı, iyi bir bakıcı’ olması yönünde telkinlerle büyütüldüğü dönemlerin bizim çocukluğumuzla sona ermiş olduğuna inanmak istiyorum zira çevremdeki pek çok ebeveyn artık bu tür cümleler kurmuyor.

Anneden kızına yönelik ataerkil baskı ufak adımlarla da olsa değişiyor. ‘Benim bağımlı ve muhtaç prensesim’ yerini ‘kendi başının çaresine bakan bağımsız prensesim’ imajına bırakıyor.

Ancak hala bütün ağırlığı ile devam eden ve ataerkil düşünceye hizmet eden başka baskılar var.

Ataerkil sistem kadının bedenini, emeğini, doğurganlığını erkek yararına kontrol altında tutar demiştik. Erkek yararını toplumsal kabul haline getiren kimi kadınlar bu rolü gönüllüce üstlenerek hemcinslerini kontrol altında tutuyor farkında olmadan. Hem sıcaktan şikayet ediyor hem kürek kürek dolduruyorlar kalorifer kazanını.

Bir yandan üniversiteye, bir yandan dil kursuna, bir yandan da kendi işlerime yetişmeye çalıştığım (ve iki çocukla birlikte bunlarla başa çıkmaya çalıştığım) bir dönemde hemcinslerimden en fazla duyduğum soru ev işlerine nasıl yetiştiğimdi. (Ve sonrasında kaçınılmaz yorum geliyordu: Ne gerek var?) Rahim Ağzı Kanseri riskiyle tedavi gördüğüm dönemlerde ise kocamın bu konuda ne düşündüğü en çok merak edilendi (zira cinsel yaşam sadece erkekler içindir) Çalışma hayatını bıraktığım için pişman olacağımı söyleyenler, ikinci çocuğun erken olduğunu söyleyenler, üçüncü çocuğu yapmam gerektiğini söyleyenler, çocuklarımı fazla şımarttığımı söyleyenler, çok zayıf olduğumu söyleyenler, kırmızı saçın fazla ‘davetkar’olduğunu söyleyenler, giymeye bayıldığım topuklu ayakkabıların ‘çok hafif’ bir görüntü yarattığını söyleyenler, giderek sayısı artan dövmelerimin ‘erkeksi’ olduğunu söyleyenler…. Üzerimde yarattığı baskıdan kurtulabilmek için neden olan kişiyle görüşmeyi kesmek zorunda kalıyorum sıklıkla. Kadınsı görün ama fazla davetkar olma, kendine ait uğraşların olsun ancak bu asıl işini engellemesin -elbette ev işlerinden bahsediyorum- hasta bile olsan kocanı ihmal etme, çizilmiş sınırlar içinde kal ve mutlaka çocuklarının da kalmasına dikkat et.

Yalnızca tanıdığı kadınlara ve meraktan da yönelmiyor bu sorular (ve altındaki baskı). Sosyal medyada ünlülerin fotoğrafları altına yapılan yorumlara biraz göz atın; neden kilo aldığı, neden bakımsız olduğu (hatta geçenlerde yeni doğum yapmış bir anneye yazılmıştı bu) ilişkisinin ne kadar yapay ya da gereksiz olduğu… Kocası kendisinden yaşça küçük olduğu için sürekli aşağılanan (çünkü kendisinden genç biriyle erkek birlikte olabilir, kadın olamaz) bir ünlü geçenlerde isyan etti bu yorumlar yüzünden meslea.

Ataerkinin çizdiği sınırları aşmaya niyetlenmiş olman okların üzerine çevirilmesi için yeterli. Sistemi görmen, anlaman ve çıkmaya çalışman sistemi yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor çünkü. Ve erkekler ataerkil sistemin ‘namus’ kısmında nöbet tutarken sistem diğer nöbetçilerini kendilerine bile fark ettirmeden yetiştirip köşeleri tutturmuş gibi görünüyor. Bedeninin, emeğinin, yaşamının kendisinin olduğundan haberi bile olmayan ve öyle olduğunu söyleyenleri tehlikeli sayan, buna rağmen pozitif ayrımcılıkla kenara ayrılmış truva atları belki erkekler kadar tehlikeli değiller -öldürmüyorlar mesela- ama sistemi yürüten yakıtı sürekli üretiyorlar.

 

 

Çözümün parçası olmaya çalışmıyorsan sorunun parçası olabilirsin” için bir yorum

  1. Bu kadar açık ve anlasilabilir sekilde ifade edilemezdi sanirim.Üslubunuzu cok sevdim.O bataklik hala kurumuş değil malesef.Gun gelir toplumumuz umarim kuşların uçtuğunun farkina varır. Biz gökyüzünde ucan kuşları izliyoruz bu disi bu erkek diye ayirt etmeden izliyoruz.Onlar sadece uçuyorlar…Umarim insanlar da artik bu detayi bırakıp eylemin üzerine odaklanir…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s